27 Mayıs 2026’da Chaos, Solitons & Fractals dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, bilim insanları Neolitik dönemden günümüze uzanan 12 bin yıllık insan nüfusu verilerini inceleyerek küresel bir demografik model geliştirdiler. Çalışmanın “en kötü senaryo” kısmında, iklim çöküşü, pandemiler, küresel çatışmalar veya kaynak kıtlığı gibi faktörlerin etkisiyle dünya nüfusunun aniden 2 milyar seviyesine düşebileceği öngörülüyor. Bu durum, insan nüfusunda ani ve keskin bir düşüşe yol açabilir.
Geliştirilen matematiksel modelin, geleceğe dair kesin bir tahmin değil, aksine ekosistemdeki ani değişimlerin insan nüfus dinamikleri üzerindeki etkisini ölçen bir örnekleme olduğu belirtildi. Elde edilen veriler, mevcut durumda dünya nüfusunun tarihsel seyrinin çöküş riski taşımadığını, ancak gezegenin taşıma kapasitesinin mevcut 8,3 milyar insanın dörtte birine düşmesi halinde hızlı bir nüfus kaybının kaçınılmaz olacağını ortaya koymaktadır.
Araştırmada, 1960 yılında ortaya atılan ve dünya nüfusunun 13 Kasım 2026’da kontrolsüz büyüme nedeniyle bir felaket noktasına ulaşacağını öngören “Kıyamet Senaryosu”na da atıfta bulunuldu. Yeni çalışmanın yazarları, küresel doğurganlık oranlarının zamanla azalma göstermesi sayesinde insanlığın bu kontrolsüz büyüme tehlikesinden kaçınmayı başardığını, ancak ekolojik kısıtlamaların aniden devreye girmesi durumunda bu risklerin yeniden gündeme gelebileceğini açıkladı.
Nüfus bilimcilerinin güncel araştırmaları, uzun vadede popülasyonların yok olmaması için kadın başına düşen doğurganlık oranının en az 2,7 çocuk olması gerektiğini göstermektedir. Bu, geçmişte nüfusun kendini yenilemesi için yeterli kabul edilen 2,1 seviyesinin revize edildiğini ortaya koyuyor. Mevcut verilere göre, Birleşik Krallık’ta doğurganlık oranı 1,41, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 1,62 seviyelerindedir. Küresel doğum oranlarındaki bu düşüş, iş gücü eksikliği, artan kamu borçları ve sosyal hizmet sistemleri üzerindeki baskı gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Elon Musk gibi bazı analistler, Batı’daki demografik azalmaların iş gücü piyasaları ve toplumsal altyapının sürdürülebilirliği açısından önemli riskler oluşturduğunu vurgulamaktadır.
