Önder Sav: Kılıçdaroğlu tek adamdır

Bu videoyu izlemek için lütfen JavaScript’i etkinleştirin

Türkiye bir genel seçimi daha geride bıraktı. Muhalefet cephesinde kazanmaya bu kadar kesin bakılırken, alınan yenilgi, hatalar ve eksikler konuşulmaya devam ediyor.

Habertürk canlı yayınında Mehmet Akif Ersoy’un konuğu, eski CHP Genel Sekreteri Önder Sav’dı.

Önder Sav: “Baykal da tek adamdı, Kılıçdaroğlu da”

Mehmet Akif Ersoy, Kılıçdaroğlu’nun ve muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tek adam dediğini hatırlatarak, “Kendi iktidar alanında sayın Kılıçdaroğlu ve Baykal’ın tek adam olduğunu düşünüyor musunuz” diye sordu.

Önder Sav ikisinin de tek adam tavırları içinde olduğunu söyledi.

CHP için bir çelişki değil mi? Bu haliyle neyin hayalini verecek?

Ersoy bunun üzerine, “CHP olarak iktidara talipsiniz ve politikalarını eleştiriyorsunuz, ancak kendi içinizde aynı sistemi sürdürüyorsunuz, bu bir çelişki değil midir? Kendi iktidar alanınızda yapamadığınız neyi vermeyi hayal ediyorsunuz?” sorusunu yöneltti.

Önder Sav: CHP’de hukuk yok sayılarak sonuç alınıyor

Önder Sav’ın yanıtı ise şöyle oldu:

CHP’nin tüzük yapısından dolayı tek adamlık tartışılıyor. Ama CHP’de hukuk yok sayılarak sonuç alınmasını son derece üzücü buluyorum. Yoksa biz hak, hukuk, adalet diye niye yürüdük diye sorarlar.

Sav’ın diğer açıklamaları şöyle:

“Meslektaşlarınız zaman zaman beni eleştirirdi”

Çoğu partide genel sekreterlik önemli bir makam. Ben hep onun bilinci içinde davranmışımdır. Hem parti organlarını aşmadan başta genel başkan olmak üzere hem çalışma arkadaşlarımın düşüncelerini değerlendirirek örgütle ilgili olan konuları gündeme getirme alışkanlığım vardı benim. Benim 7 Ekim 2000’de başlayan 3 Kasım 2010’da biten genel sekreterlik sürecimde pek çok kişi, pekçok partili kendilerinin hoşuna gitmediği pekçok şeyi genel sekreterden bilirlerdi. Bu doğal, partinin ikinci adamı konumunda. Ama hiç de öyle değildi. Bu gerekçelerle zaman zaman meslektaşlarınız tarafından eleştirildim. Partinin konularında kendilerine bilgi aktarmadığım konuda değerlendirmeler yaparlardı. Bunları hoşgörüyle karşılardım. Çatkapı kamerayla odama gelen meslektaşlarınızı kabul etmezdim. Nezaketen bana haber verilmesi gerekirdi. ‘İhtiyaç duyduğumda sizi çağırırım’ derdim.

“Birand’ın sorularına bakmadım bile”

Arada bir televizyona çıktım. Genel sekreterlikten ayrıldıktan sonra. Allah rahmet eylesin Mehmet Ali Birand döneminde programa çıkmışlığım oldu. Çok ısrar etti. Sayın genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile yollarımız ayrılmıştı. Birand bey biraz iddialı sunucu ve televizyoncuydu. Zaman zaman konuşmacının orta yerinde müdahale ederdi. Bu benim pek hoşuma gitmezdi. Böyle bir olayda bana hangi konuları sormak istediğine dair metin hazırlamış, lütfetmiş. Onu uzattı. Ben de hiç bakmadan ters çevirdim hiç bakmadan. ‘Önder Sav’ın çanak soru aldığını size kim söyledi sayın Birand’ dedim. Şaşırdı, belki de beni ukala buldu. Sonunda programdan hoşnut olmuştu.

“Muhtar seçilemeyenler, faturayı bana kesti”

2010’un 20 Nisan’ında filan biz kurultayı ilan ettik. Daha henüz Deniz Bey ayrılmadı. Meşum olay gündeme geldi ayın 7’sinde. Deniz Bey onun üzerine 2-3 gün haklı olarak düşündü. Ayın 10’unda istifasını verdi. Bana istifa edeceğini söylemedi. Biraz emrivaki yaptı. Fakülteden dostluğumuz olan bir insan. Söyleseydi daha mutlu olurdum. Belki birkaç şey önerebilirdim. Benimle bölüşmemesini hiç içselleştirmedim. Sonra parti içinde büyük bir tartışma başladı, genel başkan kim olacak diye. 12 gün içinde CHP bir genel başkan bulmak zorundal. Örgütün ağırlıklı temayülü benim üzerimde. ‘Siz genel başkan olun’ dediler. Ben onlara 10 yılı aşkın genel sekreterlik yaptım. 2 büyük genel seçim, 2 büyük yerel yönetim seçimi yaşadık. Pekçok kişi belli yere gelememesinin müsebbibi olarak beni görmüştür. İl genel meclisi olamayan, bazı yerlerde muhtar olamayanlar, belediye meclisi üyesi olamayanlar bile faturayı bana kesmişlerdir. Ben Deniz Bey’den sonra bu sarsıntıyı nasıl atlatabiliriz, benimle derlenip toparlanır mı tartışmasını kendi içimde yaptım.

“Arkadaşlarımız Kemal bey’i istemedi”

MYK’nın tümüne yakını benim karşımdaydı. Ben soyutlanmış bir genel sekreterdim. Deniz Bey’in tekrar dönmesi gerektiğini; hatta Deniz Bey’in buna gönüllü olduğunu hissediyorum. Taze bir olay var, Türk toplumunun hassasiyetleri üzerinde duracağı olay. Dönemin genel başkanı sayın Erdoğan diline dolamaya başlamıştı olayı. Meydanlarda konuşuyordu. Bizim parti olarak bu işi sıcağı sıcağına Deniz Bey’i tekrar genel başkan yapmamızın zor olacağını düşündüm. Duygularımla aklım arasında gidip geliyordum. Duygularım fakülteden bu yana bölüştüğüm siyaset adamın tekrar genel başkanlığa gelmeseydi. Neticede aklımı öne koyarak davranmak gereğini duydum. Deniz Bey bizi evine çağırdı. Ben, Onur Öymen, Mustafa Özyürek, Yılmaz Ateş. 3 genel başkan yardımcısı bir de ben. Deniz Bey’in tekrar genel başkan olma niyeti, hevesi satır aralarında anlaşılabiliyor da açıktan bir şey söylemiyordu. ‘Kimi yapalım’ deniyor. Kemal Bey’in de adı geçti. Arkadaşlar itiraz etti. Genel başkanlığa uygun ve layık görmediler. Ben de bir şey demedim. Bu söyleyeceğim kanıtlanması zor bir iş ama söyleyeyim; Kemal Bey bana geldi. ‘Efendim işler iyi gitmiyor. Deniz Bey dönerse parti sıkıntı yaşar, siz genel başkan olun’ dedim. Teşekkür ettim, bunu tartışabileceğimizi ve kafamda netliğe varmadığını söyledim. Bir iki gün içinde belli bir netliğe geldim. Kemal Bey’in olmasında benim anlattığım tartışmaların dışına çekebilirdik partiyi. Nitekim çektik de.

“Deniz Bey’in portresine pet şişe attılar”

Sayın Baykal bana gönül koydu tabii. Ama merhabamız devam etti. Parti barajın altında kaldığında sorumluluk üstlenip istifa etti. Sonra dönmeyi düşündü. Olağanüstü kurultay yapılıyordu. Sayın Adnan Keskin genel sekreter, sayın Eşref Erdem genel sekreter yardımcısıydı. Ben grup başkanvekiliyim. Deniz Bey’in dostu, arkadaşı olduğum için arkadaşlar ‘illa beraber gidelim, konuşalım’ dedi. Bu arada Deniz Bey’in örgütten imzalar toplanmıştı. Deniz Bey’e bu işin kolay olmayacağını söylemeye çalıştım. Çok garip bir rastlantıdır ki, Levent Gökay hayatta, beni cep telefonundan aradı. ‘Burada salonda çok kötü şeyler oluyor. Antalyalılar Deniz Bey’in posterini açtılar, pet şişeler, ayran şişeler atıldı’ dedi. O sırada butona bastım, herkese dinlettim. ‘Sizin portrenize bile tahammül etmeyen bir delege topluluğu var’ dedim. Deniz Bey ‘Yok yok biz onu aşarız’ dedi. 6-7 genel başkan adayı vardı. ‘Biz son konuşmayı yaparak toparlarım’ dedi. ‘Nasıl olacak kurayla çekiliyor’ dedim. Deniz Bey ‘siz onu halledersiniz’ dedi. ‘Peki varsayın ki hallettik, kurultayın havasını bir teneffüs edelim’ dedim. Acaba il başkanımızın söylediği gibi; yoksa daha farklı bir hava mı var? ‘Bu toplanmış imzaları sizin adınıza biz verebiliriz, ama geri çekmeniz gerekirse biz çekemeyiz, sizin geri çekmeniz azım’ dedim. Bir kağıda yazdım ve imzalattım. Sayın Adnan Keskin’e verdim. Kurultay’a gittik tabloyu gördük. Olumsuz bir hava vardı. Telefonu aldım Deniz Bey’i aradım ‘sizin imzalarınızı divana vermiyoruz’ dedim. İş kapandı. Ben o zaman da dostluğumu gösterip, partiyi kollama içgüdüsüyle davrandım.

Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olma süreci

Sonra Kılıçdaroğlu bey bana geldi. ‘Deniz Baykal bey beni çağırdı’ dedi. ‘Git’ dedim. ‘Sen aday olacak mısın diye soracaktır’ dedim. ‘Ne demeyi düşünüyorsun’ dedim. ‘Ne diyeyim’ dedi. ‘Bana sorarsan şimdilik düşünmüyorum de’ dedim. Kemal Bey ben adayım diye çıkarsa işler bozulabilirdi. Çıktı bana geldi, konuşmaları aktardı. Günlerden Cumaydı. Kılıçdaroğlu ile Kızılay’daki büromda buluştuk. Orada ben işi şekillendirdim. ‘Sen bana teklif etmiştin şimdi ben sana teklif ediyorum, partiyi bu badireden kurtarmalıyız’ dedim. Sayın Kılıçdaroğlu Melih Gökçek’le, Dengir Mir Mehmet’le tartışmasında hava yakalamıştı. Elverişli bir aday durumunda görünüyordu. Bir de halk tarafından tutulduğunu görüyordum. Halk arasında alkış alıyordu; hatta benden fazla alkış alıyordu. Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığının partideki tartışmaları bitireceğini, önümüzün açılacağını düşündüm. Pazartesi günü genel merkezde adaylığını ilan etti. Kendisine grup başkanvekilliğinden istifa ettiğini söylemesini istedim. Tereddütle karşıladı. ‘Ben örgütü ve delegeyi tanımam’ dedi. ‘Ben tanıyorum, siz kamuoyunu düşünün’ dedim. Çok görkemli bir kurultay oldu. Rahmetli Bülent Ecevit beyin dönemini hatırlatan bir kurultay. Herkesin mutlu olduğu şölen gibi geçen kurultay oldu. Ben o kurultaydan sonra görev almak da istemedim. Israr etti Kemal Bey. ‘Geçiş dönemi mutlaka siz olmalısınız’ dedi. Genel sekreterlik görevini 3 Kasım’a kadar devam ettirdim.

“Kemal Bey’in iş tutuş tarzını beğenmedim”

Sayın Baykal ve arkadaşları ‘Deniz Bey’in genel başkanlığını engelledin’ diyerek bana tavır aldılar. Kırılmak hakları, yadırgamıyorum. Şimdi televizyonlarda sayın Mehmet Sevigen’i, benim genel sekreter yardımcımdı. Benim, Ali Topuz’un ve Kılıçdaroğlu’nun amiyane tabirle bu işi tezgahladığını söyledi. Rahmetli Ali Topuz’un bu olayda hiçbir dahli yok. Bu iş Kemal Bey ile benim aramda gelişti. Sonra Kemal Bey’in gelişi projedir diyenlere öfkelendim doğrusu. Ben hayatımda hiçbir şekilde uydu olmadım. Aklım, melekelerim neyi gerekirse onu yaptım. Zaman içinde Kemal Bey’in iş tutuş tarzıyla benim anlayışım örtüşmedi. Referandum odu. O zaman MHP bizimle beraber hareket ediyordtu. MHP belediyeleri kazandığı yerlerde istenilen oy gelmedi. Belli ki o oylar ‘evet’e kaydı. Bunun analizini de yaparak bizim olabilecek oyumuzu hesapladım. Yüzde 34,5-35 gösteriyordu. Sayın Baykal bıraktığında da anket firmalarının ortaklaşa rakamı yüzde 28’di. Hala yüzde 28’e gelememiş olmanın ezikliğini taşıyorum.

“Sadece bir bayram tatilim oldu”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı CHP’ye yazı göndermeye başladı. Kemal Anadol’un kurultay başkanlık yaptığı kurultayda 2008 Aralık ayında tüzük değiştirilmişti. O tüzük değişikliği maddeleri çok benim siyaseten hoşlandığım maddeler değildı. Bunu sayın Baykal’a örgüt huzurunda anlattım. Nitekim genel sekreter olmama rağmen o tüzüğe oy vermedim. O tüzük hükümlerini sayın Baykal, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na takılır endişesiyle uygulamadı. Sayın Baykal o değiştirdiği tüzüğe göre partiyi genel başkan olarak idare edemedi. Bu arada kurultayda verilen önerge ile tüzük hükümlerin ertelenmesine karar verdi. Yargıtay Başsavcılığı ‘Bunu yapamazsınız, düzeltin’ diye yazılar yazdı. Hukukçuluğumun verdiği cesaretle ‘Bunu kaale almayalım’ dedim. 10 yıllık genel sekreterlik döneminde sadece bir Kurban Bayramında çoluk çocuğumla tatile gidebildim. Ben tatilde iken yardımcılarımdan birisi aradı. ‘Efendim Yargıtay’dan yazı geldi, şu tüzük maddelerini uygulamıyorsunuz’ diye okudu. Bu olay benim Yargıtay’dan gelen yazıyı sakladığım gibi algılandı. Kılıçdaroğlu’nun günahına girmek istemem. O da bunu böyle mi algıladı bilmiyorum. En sonunda üçüncü yazı geldiğinde. Bir grup toplantısı olmuştu. Hakkı Süha Bey’e ‘sayın genel başkanımız TBMM’de ise gidip anlatalım’ dedi. Saat 21.00’e kadar gelmedi. Geldi, çok mu önemsemedi, öyle mi takdirini yaptı bilemem. Odası kilitli, sekreteri yok. Hakkı Süha Bey’in odasında bir araya geldik. Yazıyı anlattım. Bir sağ partinin tüzüğünü eline verdim. Bizim tüzüğü okudum. Aşağı yukarı benzeşen maddeler. ‘Sol partiyi sağ parti tüzüyle idare edebilir miyiz’ dedim. Ertesi gün İstanbul’a gitti. Aklıma geldi, basın mensupları arkadaşlarımız bir soru sorarsa, o konuda Kemal Bey açığa düşmesin diye aradım.

“KEMAL BEY’E ‘BAŞARILI OLDUNUZ’ DEMEK İSTERDİM”

“Kemal Bey’e başarılı olduğunu söylemek isterdim”

Bir muhabir soruyor ‘efendim Yargıtaydan yazı geldi’ deyince ‘ben onu görmedim’ dedi. İçimden bir şey koptu. Artık iplerin kopmakta olduğunu anladım. Ekim ayı gibiydi. Ondan sonra da 3 Kasım’da yollarımız ayrıldı. Parti Meclisi çıkışında partinin ekseninden kayacağını, omurgasının zedeleneceğini söyledim. Genel başkanlık, parti meclisi için girişimde bulunan arkadaşlara destek oldum. Örneğin Muharrem İnce Bey’e destek oldum. Herkes zanneder ki Kılıçdaroğlu’na öfkeliyim, kızgınım, hiç alakası yok. Ben partinin çıkarına bakarım. 2011 seçimleri oldu bizden sonra. 2011’den 14 Mayıs 2023 seçimlerine kadar hep bekledim ki parti iyi bir başarı sağlasa da Kemal Bey’e gitsem ‘Kemal Bey yanılmışım, siz bu işin üstesinden geldiniz, başarı sağladınız’ demek isterdim. Ama öyle bir başarı olmadı. Ben ‘3 yıl doldu, genel başkan 3 yıldan fazla görev yapamaz, makam fiilen boş, hukuken dolu’ dedim. Hem Siyasi Partiler Kanunu hem bizim tüzüğümüzde genel başkanın en çok 3 yıl için seçilirler denir. 26 Temmuz’da 3 yıl doldu.

“Sayın Kılıçdaroğlu gereğini yapıp istifa etmeli”

Ben CHP’nin hırpalanmasını, yaralanmasını istemem. Sayın Kılıçdaroğlu 3 yıldan fazla görev yapamayacağı için, yapılması gereken Kılıçdaroğlu’nun istifa etmesi, Parti Meclisi’nin genel başkan yardımcılarından birini seçerek 45 gün içinde genel kurula gitmesi gerekir. Hukuk dolanılarak siyaset olmaz. Hukuk neyse onun çerçevesinde olmak durumundayız. Benim derdim Kılıçdaroğlu değil. Bunun böyle devam etmesi partiyi yaralar. Hukuki yollara gidilir, gidilmez, tartışılır. Partinin o noktaya gelmesini istemem. Genel başkan nedeniyle tartışılır duruma gelmesini istemem. Genel başkanın değişememesi diye bir şey yok. Üstüste partinin başarısızlığında genel başkan olarak durmuş olan siyaset adamın gerçeği görüp gereğini yapması gerektiğini düşünüyorum. Sayın Kılıçdaroğlu istifa eder, 45 gün içinde parti kurultaya gider. İstiyorsa tekrar aday olur, orada bir sıkıntı yok. 25 Temmuz 2020’de toplanan kurultay delegeleri sayın Kılıçdaroğlu’nu büyük çoğunlukla seçtiler. Aynı delegenin büyük çoğunluğu halen kurultay delegesi olarak görev yapacak durumundadır.

“O günün koşullarında İmamoğlu daha uygundu”

Sayın genel başkan ‘kayıp var ama başarısız sayılmayız’ diye ifade kullandı. İnsanların kan ter içinde oy toplamaya çabaladıkları seçim kazanılamadı. O seçimden sonra ağlayan çok insanlarımız oldu. Ben birinci seçimde kazanabilir, ama ikinci seçime kalırsa kazanamaz diye düşünüyordum. Benim Kılıçdaroğlu ile tartışmam öfke ve kızgınlık değildir. Adaylık konusunda 1 sene kadar evvel whatsapp paylaşımında ‘elbette bir genel başkanın cumhurbaşkanı adayı olmak istemesinden doğal bir şey yoktur. Eğer kendisinden daha iyi oy alacağı düşünülen insanlar varsa genel başkanın görevi onun önünü açmaktır’ demiştim. O olmadı. O günün koşullarında İmamoğlu uygundu ama onun da davaları vardı. Güya ben Ankara’daki büromda sayın İmamoğlu lehine toplantılar yapıyormuşum. Bu kuyruklu yalan. Bir kere ben Antalya’da yaşıyorum.

“4 partiyle yüzde 25 oy alındı, geriye gidiş var”

Bir genel başkan yönetimiyle beraber bir büyük seçime girdi ve başarılı sonuç alınamadı. Cumhurbaşkanlığında yüzde 48, milletvekilliğinde yüzde 25 oy aldı. 4 partiyle yüzde 25 alındı, geriye gidiş var o zaman. Bu ben geliyorum diyen başarısızlıktı. İl, ilçe başkanlarının görevinden ayrılmalarının hukuku temeli yoktu. 40 il ve 40 ilçe başkanı görevlerinden istifa etti. Bu kadar emek veren, CHP için bulunduğu illerde parti için çaba sarfeden insanlardan 8’i değerlendirildi. Arkasından 3 ilçe başkanı seçilecek yerlere geldi. Bu örgüte karşı genel merkezin bakış açısının çok sağlıklı olmadığını gösterdi. 20 ilimizde şu anda milletvekili yok. Türkiye’nin dörtte biri. Gitmelerini istedikleri siyasal yapı, Adalet ve Kalkınma Partisi gitmedi. Bir genel başkanın bunu görerek ‘ben genel başkan olmayı sürdüreceğim’ demesi seçmende inandırıcı olmadan. Sayın Kılıçdaroğlu hiç fazla eğmeden bükmeden istifa etmesi gerekir. Aksi takdirde deneyimli bir siyasetçi olarak önümüzdeki yerel seçimlerin akıbetini olumsuz görüyorum.

“Yeniden parlamenter sisteme dönmek artık zor”

Cumhurbaşkanlığı seçimi ile birlikte milletvekili seçimleri yapıldı. ‘Genişletilmiş parlamenter sistem getireceğiz’ dendi. Binlerce sayfa metin yazındı, şimdi tozlu raflara kalktı. Parlamenter sistemin yeşermesi artık çok zordur. Gelecekte ‘Cumhurbaşkanlığı sistemini değiştirelim’ denebilir gelecekte. Burada insanlar hüngür hüngür ağladı. O kadar umutlandırıldı ki seçmen, anket firmaları o kadar abartılı rakamlarla kampanyayı götürdü. İtiraf edelim CHP kampanyayı götüremedi. Biraz hayalperest, çocuksu ve gerçekleşmesi güç vaatler. Ben CHP’nin yaşamasını, bütünlüğünü koruyarak ileriye adım atmasını düşünen siyasetçilerdenim. Geldiğimiz siyasi tablonun sonucu olarak Kılıçdaroğlu’nun istifa etmesi gerektiğini söylüyorum.

“CHP’de geçmişi temiz tonlarca insan var”

CHP gibi kocaman bir parti sadece bir kişiye mi mahkum? Onun dışında aday olamaz mı mantığı var? CHP’de biat kültürü yoktur. Bizde tartışma kültürü vardır. Tartışarak bir yere gitme kültürü vardır. Sayın Bülent Ecevit’in İsmet Paşa ile tartıştığı kurultaylarda ‘Bizler kapıkulu değiliz, özgür partinin özgür bireyleriyiz’ demişti. Sayın genel başkan ‘geçmişi temiz bir kişi’ diyor. Sadece o değil. Birkaç ayrıntı var. ‘CHP’ye genel başkan olacak kişinin partiyi yönetebileceğine inanmalıyım. Parti ilkelerine bağlı olmalı, partiyi geliştirebileceğine inanmalıyım, geçmişi temiz kişi olsun’ diyor. Bunu kim belirleyecek? Kemal Bey mi belirleyecek? Adaylar boy boy mu gidecek ona. Adı bazı kesimlerde geçen bir arkadaşımıza ‘Senin adını duyuyoruz’ dedim. İmamoğlu değil, isim vermem. Bana gülerek ‘tıbbi rapor almak istiyorum, kirli miyim, değil miyim” diye görüneceğim dedi. Alay konusu haline geldi bu sözler. Geçmişi temiz kişi CHP’de tonlarca var.

“Zom toplantısı,büyütülecek bir şey değil”

Zom toplantısını abartmıyorum. O bir arkadaş topluluğunun kendi arasında yaptığı bir şey. Tartışma yapıyorlar. Haluk Koç’un adaylığı döneminde bazı merkez yönetim kurulu üyelerinin örgütlere telefon ederek ‘ziyareti halinde görüşmeyin’ dediklerini bana ifade ettiklerinde çok fena tavır aldım, ‘derhal binayı açacaksınız, gelen kişi partinin grup başkanlığını yapmış kişidir’ dedim. Eleştirilerinizi yaparsanız, beğeniyorsanız imza verirseniz. Bu toplantı büyütülecek mesele değil. Sızmasaydı daha iyiydi tabii.

“Kılıçdaroğlu iyi çalıştı, ama sonuç bu”

Sayın Kılıçdaroğlu 13 yılda 100’den fazla merkez yöneticisini değiştirdi. Hakkını yemek istemem. Cumhurbaşkanlığı seçiminde olağanüstü çaba gösterdi. Ama sonuç buraya geldi dayanı. Bazı arkadaşlarımızın ‘olağanüstü kurultay ancak genel başkan seçim maddesi koyabilir’ diye anlayışları var. Görmedikleri veya görmek istemedikleri husus var. Siyasi Partiler Kanunu’nda olağanüstü kurultayı toplamak için bir genel başkan, iki lüzum görmesi halinde Parti Mecisi ya da beşte bir imzayı toplayan kurultay delegeleri. En az beşte biri, yarıdan bir fazlaya dönüştürülmüş. Burada genel başkan kurultaya çağırmıyor. CHP’de kurultaydan sonra en yetkili organ olan PM’yi yok sayıp onun yerine genel başkanı ikame etmiş olursunuz.

“Seçmen, Kemal Bey’e güvenini kaybetti”

Helalleşmenin içi boştu. Önce parti içinde helalleşmesi. Tartışmalı lider konumu sürerse bu tartışmalar bitmez. CHP fabrika ayarlarına dönmelidir. Yaptığı yanlışları yapmaması lazım. Bin sayfa güzel bir tüzük yazarsınız ama bir manşet olacak bir cümle seçmeni peşinden daha iyi sürükler. Seçmin bir defa inanmalı. Seçmen Kemal Bey’e güvenini yitirdi. Esas sıkıntı orada. Onun için Kemal Bey’in bu güveni sağlayabilmesinin olanaksızlığına değiniyorum.

“CHP ile FETÖ’nün adının bir anılmasına üzülüyorum”

CHP’de bu duyguların olması fevkalade üzüntü vericidir. Böyle bir görüntünün CHP’nin üstüne çökmesi. Devrimcilik ilkesini kendisine koymuş partinin bir tarikat şeyhine, ondan icazet almaya çalışması, onun insanlarına kapılarını açmasını hiç benimseyemem, hiç sindiremem. FETÖ iltisaklarını, ilişkilerine ‘CHP’nin içinde vardır’ denmesi karşısında üzülüyorum. Siyasetin cilvesi olarak birtakım katmanlardan oy almak için bir çaba içinde olduklarını; ama bu tür yapılanmalarının CHP’liler tarafından pek hoş karşılanmadığını biliyorum. İnsanlarda zaten bezginlik, yorgunluk, umutsuzluk başladı. Çıta yüksekti, çıta gerçekleşmedi. Seçmen sonuca bakar. Benim verdiğim oy nereye gitti der.

“Kemal Bey’in partiye katacağı bir şey yok artık”

Bir siyasal partiyle kurumsal ilişki ayrı o partinin seçmeninden oy alması ayrıdır. 14 Mayıs ile 28 Mayıs arasında strateji değiştirildi. Milliyetçilik rüzgarı hatırlandı. Bu da tabii seçmen indide ‘Niçin böyle oluyor’ diye kuşkular yarattı. Kurultay hemen olmalıdır, genel başkan da istifa ederek bunun yolunu açmalıdır. Olmadığı takdirde CHP’de ileride giderilmesi çok güç sıkıntılara düşeceğini görüyorum. Kemal Bey’in partiye katacağı bir şey yok artık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir